ÇOCUK KALBİ DÜNYANIN ANAHTARIDIR
Anı denemeyebilecek kadar yakın zamanda gerçekleşti bu olay. Henüz iki ay kadar önceydi. Nur yüzlü, melek kalpli yavrularımdan biri ürkek ürkek geldi yanıma. Sonra sarıldı ve hafif dumanlı bir ses tonuyla beynime mermiyi ateşledi:
– Öğretmenim, babam dışarda olduğunda onu çok özlüyorum, o yüzden de size sarılıyorum. Size sarılınca babama sarılmış gibi oluyorum.
Üstelik bunu tam okulun dağılma saatinde ve çocuğunu bekleyen bir sürü velinin önünde yapmıştı. Gözlerim doldu, nabzım yükseldi, ellerim titredi. Sonra biraz daha sıkı sarıldı bana.
Eğildim ve titreyen sesimle babasının neden şehir dışına gitmek zorunda olduğunu anlatmaya yeltendim. Otomatik öğretmen refleksi tabi… Daha ben cümlemi bitirmeden bir daha ateş etti:
– Öğretmenim, bunları biliyorum. Babamın beni ne kadar çok sevdiğini de biliyorum. Ben aslında çok şanslıyım. Babam benimle çok güzel ilgileniyor ama ne yapayım, çocuğum işte.
Kimdi çocuk olan? O mu yoksa ben mi?
Allahtan annemiz imdadıma yetişti. Tam ben muslukları açacakken geldi ve başıyla beni selamlayıp kuzumu aldı. Arabaya nasıl gittiğimi bilmiyorum. O an bir kere daha şükrettim. Şükrettim ama çok büyük bir ders daha aldım. Çocuğumun beni babasının yerine kayması beni çok mutlu etmişti. Yedekte de olsam bir çocuğun yüreğinde yer bulmak bir mutluluk sebebi değil de neydi? Beynimde şimşekleri çaktıran ve belki de bazı durumlara vereceğim tepki ya da cevapları baştan aşağıya yeniden irdelememi sağlayan ise çocuğumun aslında içinde bulunduğu durumu bana anlatış şekliydi.
Ne mi öğrendim?
Asla bir çocuğun herhangi bir sözünü anlamsız olarak yorumlamamayı, çocukların her sözünün değerli olduğunu, belki de bir yardım çığlığı olabileceğini, çocukların aslında düşündüğümüz kadar çocuk olmadıklarını…
Hasılı, adımız öğretmen ama durmadan ders alıyoruz çok şükür.
Share this content:


Yorum gönder